YAĞMUR BEBEĞE BİR HATIRA

Thursday, October 27, 2005

Sunday, October 16, 2005

YAĞMUR'UN ELLERİ

Küçücük bir bakışın çözer beni kolayca
Kenetlenmiş parmaklar gibi
Sımsıkı kapanmış olsam
Yaprak yaprak açtırırsın
İlk yaz nasıl açtırırsa
İlk gülünü gizem dolu hünerli bir dokunuşla
Hiç kimsenin yağmurun bile
Böyle küçük elleri yoktur
Bütün güllerden derin bir sesi var gözlerinin
Başedilmez o gergin kırılganlığınla senin
Her solukta sonsuzluk ve ölüm



YAĞMUR! İsmi çok önceden hazırdı. Yaşamın kaynağı yağmur artık bizim yaşama sevincimizin kaynağı oldu bir bedene bürünerek.

Onun gelişini hiç konuşmadık biz. Şu tarihte çocuk yapalım, şu burçtan olsun, şu mevsimde doğsun, paramız çok olsun, işler rayına otursun diye bir plan yapmadık. Kazara değildi ama karı-koca arasında sözcükler kullanılmadan alınmış ve uygulanmış bir karardı. Ve en önemlisi anneannemiz Devlet İzbudak’ın aramızdan ayrılmadan onu görmesi için bir umut vardı içimizde Ve o bizi hiç bekletmedi. Hemen düştü içime ve beklendiği gün geldi kollarıma... Büyükannesi de onu hiç göremedi ama son nefesini vermeden geleceğini öğrenmenin sevincini yaşadı, en büyük tesellimizdi!
En kıymetlimizin gidişinin acısını hafifleterek başladı ana rahmindeki yaşamına. Ve tam tamına 9 ay 12 gün göz açıp kapayınca kadar geçti.
İnsanın içinde bir can taşıdığını bilmesi, onun için beslenmesi, sağlıklı doğup doğmayacağından endişe duyması, merakla ilk tekmeleri beklemesi... Dünyanın en güzel mutluluğu...
Ve annesine kordonla bağlı olan o küçük bebek, asıl doğduğu anda bağlanıyor annesine, annesi de ona, ömürlerinin sonuna dek. Bu öyle bir bağlılık ki bir an dünyanın en güzel duygusu iken bir an da insanı endişelere boğan inanılmaz bir ruh hali. Ya ona bir şey olursa korkusu? Bu düşünce akla gelir gelmez gözlere dolan yaşlar... Anlatılamaz bir sevgi...

Yağmur..Yağmurumuz! Bir bahar günü, Bodrum’a usul usul yağmur yağarken girdin yaşamımıza. Aman Yarabbi, ne kadar küçüktün! Tulumların içinde yüzüyordun. Sürekli meme emiyor ama hiç doymuyordun. Ertesi sabah evimize geldik, babamız işe gitti. Nihayet yalnızdık seninle. Sen ve ben. Anne ve kız. Uyuman için gözünün içine bakıyor, uyuduğun anda özlüyordum. Her gün biraz daha büyüyordun. Her sabah biraz daha büyümüş olarak uyanıyordun. İnanılmaz bir şey.. Bir mucize... Önce gülmeye, sonra gözlerinle takip etmeye, sonra isyan etmeye, ardından emeklemeye, ayakta durmaya, tutunarak yürümeye ve nihayet özgürce adım atmaya başlaman sanki göz açıp kapayıncaya kadar oldu. Şimdi geçen 15 aya bakınca sanki her günün tadını yeterince çıkamamışım gibi geliyor ve üzülüyorum.
Ben bu satırları yazarken sen yatağında mışıl mışıl uyuyorsun. 10 gün sonra dolu dolu 16 aylık olacaksın. Çok hareketli, zeki, cana yakın ve obur bir kızsın. Dükkanımızın bulunduğu sokakta her dükkana girip çıkıyor, yiyecek satanlardan mutlaka günlük hakkını alıyorsun. Bir lokum, bir kayısı, bir şeker..
Tam bir deniz kızısın. Kolluklarınla denizde özgürce yüzüyor, sevinç çığlıkları atıyorsun.
Kova kürekle oynamak yerine, başka çocukların yaptığı kaleleri yıkıyor, onları deli ediyorsun.
Sen tam bir fırlamasın ve bizim seninle çooooooook işimiz var...
Ve tüm anne babaların hissettiği gibi bize göre de en güzel, en şirin, en akıllı, en becerikli bebek sensin! (Bunu tek söyleyen biz değiliz, merak etme)
Bebeğim, bu satırları okuyacak yaşa geldiğinde okuma imkanın olur mu bilmiyorum. Ama şunu asla unutma, seni çok ama çoook seviyoruz
!